16 Ocak 2014 Perşembe

Yaşam Biçiminizi Değiştirerek Koroner Kalp Hastalığını Önleyebilirsiniz...


Koroner Kalp hastalığı gelişmiş Batı ülkelerinde ölüm nedeni olarak ilk sırada yer alan bir hastalıktır. Ülkemizde de durum artık farklı değildir. Yani Türkiye’de de kalp hastalıkları ölüm nedenlerinin başında yer almaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzaması ve gelişen tedavi olanakları nedeni ile koroner kalp hastalığına açık hasta sayısı artmaktadır. Hastalık ortaya çıktıktan sonra uygulanan tıbbi ve cerrahi yöntemleri belirli olup yüksek bir maliyet getirmektedir. Bu yöntemlerin uygulanması bir bakıma konunun kolay yönünü oluşturmaktadır.

Oysa yapılan çalışmalar göstermektedir ki, koroner kalp hastalığı önemli ölçüde önlenebilen veya geciktirilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle uzun bir süreci kapsayan bu hastalığın oluşmasını önlemek büyük önem taşımaktadır. Özellikle yaşam biçiminin değiştirilmesini gerektiren koruyucu kardioloji yaklaşımları daha zorlukla uygulanabilmektedir. Çünkü bu yaklaşımlar kısa dönemde somut sonuçlar vermiyor gibi görülmesine rağmen uzun dönemde olumlu etkiler göstermektedir.

      Türkiye’de kalp hastalığı görülme sıklığı

Türk Kardiyoloji Derneği tarafından 1990 yılından bu yana yürütülen 10 yıllık bir çalışma sonucu Türkiye’de 2 milyon koroner kalp hastası bulunduğu tahmin edilmektedir. Koroner kalp hastalığından ülkemizdeki ölüm oranı erkeklerde binde 5.1, kadınlarda ise binde 3.3’tür. Bu sayılar ülkemizi Avrupa ülkeleri arasında en yüksek sıralara oturtmaktadır. Ülkemizdeki tüm ölümlerin % 45’i kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu olumsuz eğilim devam ettiği takdirde 2010 yılında halen 2 milyon civarında olan koroner kalp hastası sayısının 1.4 milyon artarak 3.4 milyon kişiye varacağı öngörülmektedir.
Erişkin nüfusun önemli bir bölümünün bu hastalıktan aktif yaşlarda etkilenmesi olayın ekonomik boyutunu da artırmaktadır. Böylesine önemli bir sağlık sorununda, son derece yüksek maliyetle yürütülebilen tedavi çalışmalarından çok bu hastalıktan korunma çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiği açıktır.

Koroner kalp hastalığı için risk faktörleri
Sağlıklı kişiler üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, bu kişilerde daha sonra koroner kalp hastalığının ortaya çıkışı ile ilgili olduğu saptanan bazı özellikler söz konusudur ve bu özellikleri tanımlamak için yaygın olarak risk faktörü terimi kullanılmaktadır. Bu terim genel anlamda hem yaşam biçimi gibi değiştirilebilir faktörleri, hem de yaş, cinsiyet ve kalıtım gibi değiştirilmesi ya da giderilmesi olanaksız faktörleri kapsar.
      A. Bireysel özellikler (Değiştirilmesi olanaksız)
  1. Yaş
  2. Cinsiyet
  3. Erken bir yaşta (erkeklerde < 55, kadınlarda <45 yaş) koroner kalp hastalığına ilişkin aile öyküsü.
      B. Biyokimyasal özellikler (Değiştirilebilir nitelikte)
  1. Hipertansiyon
  2. Diyabet
  3. Obezite (şişmanlık)
  4. Total kolesterolün (ve LDL kolesterolün) yüksek olması.
  5. HDL kolesterolün düşük olması
  6. Trigliseridlerin yüksek olması
     C. Yaşam biçimi
  1. Doymuş yağ, kolesterol ve kalorisi bol bir diyetle beslenme alışkanlığı
  2. Sigara içmek
  3. Aşırı alkol almak
  4. Fiziksel inaktivite

Koroner kalp hastalığından korunma

Gerek koroner kalp hastalığı geçirmiş kişilerde, gerekse yüksek veya düşük riskli normal kişilerde korunmanın temel amacı ileride gelişebilecek olan koroner kalp olaylarını önlemek ve bu hastalıktan dolayı oluşabilecek ölüm olaylarını azaltarak yaşam süresini uzatmaktır. 

Koroner kalp hastalığından korunmada başlıca strateji koroner kalp hastalığının gelişmesinde temeli oluşturan çevresel faktörler, yaşam şekli, sosyo-ekonomik etkenlerin düzeltilmesine yönelik girişimleri kapsar.
Toplumun aydınlatılması yoluyla risk faktörü düzeltilmesi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha önemlidir. Çünkü bu korunma daha sonra uygulanması gerekecek olan ilaç ve diğer tedaviler ve bunların getireceği ekonomik yükten çok daha az maliyetli olacaktır.

Korunmanın en başta gelen amacı risk faktörlerinin gelişmesini önlemektir. Tüm hastaların ve hasta olma olasılığı olan sağlıklı bireylerin risk faktörlerinin gelişmesini engelleyecek bir yaşam tarzını benimsemeleri gerekmektedir. Sağlıklı bir yaşam tarzının özellikleri evrensel niteliktedir. Bunlar; sigara içilmemesi, sağlıklı beslenme, vücut ağırlığının kontrolü ve uygun düzeyde egzersizdir. Hasta eğitimi tüm aileyi de kapsamalıdır. Çünkü ideal korunma çocukluk yaşlarında başlamaktadır.
Çocukluk yada genç yaşlarda sigaraya başlanmasının önlenmesi en önde gelen hedeftir. Bu özellikle bizim toplumumuz açısından önem taşımaktadır. Yapılan bir araştırmada 1998 yılı itibariyle Türkiye’de erkeklerin % 58’i kadınların % 22’si sigara içmektedir. 10 yıllık bir süre izlendiğinde sigara içimindeki artış nüfus artışından hızlı olmuştur. Sigara içiminin kalp hastalığı riskini iki kat ve bu hastalıktan dolayı gelişen ölüm olaylarını % 50 oranında artırdığı yapılan çalışmalar sonucunda kesin olarak ortaya koymuştur. Günde bir paket sigara içimi koroner kalp hastalığı riskini iki kat artırmaktadır. Ayrıca çevresindeki sigara dumanına maruz kalan kişilerde yani pasif içicilerde bunu kullanmayan bireylere kıyasla koroner kalp hastalığı anlamlı olarak fazladır.

İkinci önemli hedef çocukluk ve gençlik döneminde fazla kilo alımının önlenmesidir. Çünkü şişmanlık pek çok risk faktörünün temelini oluşturmaktadır. Şişmanlığın oluşturduğu risk büyük ölçüde meydana getirdiği hastalıklara bağlıdır. Diabetes mellitus (şeker hastalığı), hipertansiyon, kolesterol düzeylerinde yükselme gibi. Ülkemizde halen 2.5 milyon erkekle, 3.5 milyon kadının beden kitle indeksine göre şişmanlık düzeyinde olduğu hesaplanmıştır. Özellikle yağın karın bölgesinde toplanması ile karakterize abdominal obezite koroner arter hastalığı riskini artırmaktadır.
Toplumun doymuş yağlarda zengin olan hayvansal kökenli besinler ve kolesterol alımı yerine bitkisel kökenli olan doymamış yağları tercih etmeleri ve daha az yemek yemek suretiyle daha az miktarda kalori almaları gerekmektedir. Ayrıca düzenli fizik egzersizinin hele yürüyüşün önemi mutlaka unutulmamalıdır.

Türk toplumunda diğer önemli bir risk faktörü de hipertansiyondur. Halen 50-59 yaş grubundan erkeklerin % 40’tan kadınların ise %50’den fazlasında hipertansiyon bulunmaktadır.Yaş arttıkça bu oranlar da artmaktadır. Kan basıncındaki artış eğiliminin şişmanlama eğilimi ile paralel gittiği gözlenmektedir. Ne yazık ki hipertansiyon bu kadar yaygın olmasına karşın her 8 kişiden yalnızca 3’ü ilaç kullanmakta ve bunlardan da birinde kan basıncı normal sınırlarda tutulabilmektedir. Hipertansiyonu olan bir çok hasta da yüksek kan basıncına bağlı herhangi bir ağrı veya şikayet olmayabilir.
Bu nedenle düzenli olarak tansiyon ölçülmesi gerekmektedir. Tansiyonu yüksek olan kişilerde kan basıncının düşürülmesi amacıyla kilo kaybı, düzenli egzersiz, düşük alkol kullanımı ve stresin azaltılması yanında diyetteki günlük tuz alımının azaltılması gerekmektedir.

Diabetes mellitus yani şeker hastalığı, toplumumuzda kaygı verici biçimde artma eğiliminde olan diğer bir risk faktörüdür. Erkeklerin % 4.5 ve kadınların ise % 7.3’ünde bulunmaktadır. Şeker hastalarında kandaki şeker düzeylerinin sıkı kontrolü ile oluşabilecek bir çok hastalık önlenebilmektedir.
Tüm bu korunma tedbirlerine rağmen elbette koroner kalp hastalığı gelişen kişiler olacaktır. Ancak en azından bu hastaların sayısı azalacak ve hastalığın ortaya çıkış yaşı geciktirilebilecektir.
Türkiye’de halen 2 milyon kişi koroner kalp hastası. 2010 yılında bu sayının 3.4 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye, koroner kalp hastalığından kaynaklanan ölüm oranında da Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Koroner kalp hastalığını önlemenin en etkili yolu, yaşam biçiminizi değiştirmekten geliyor. Sigara içmeyerek, sağlıklı beslenerek, fazla kilo almayarak ve uygun düzeyde egzersiz yaparak riski en alt düzeye indirebilirsiniz.

    Riskleri azaltmak için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemelisiniz.

Bunlar;

  • Sigara içilmemesi,
  • Sağlıklı beslenme,
  • Vücut ağırlığının kontrolü ve uygun düzeyde egzersizdir.
  • Hasta eğitimi tüm aileyi kapsamalıdır.


40 yaş üstü insanlardan 2 senede bir kardiyolojik check-up yaptırılması hastalıkların erken teşhisi ve gerekli tedaviye başlanması açısından önemlidir. Unutulmamalıdır ki kalp hastalıklarında erken teşhis doğru ve etkin tedavi yaşam kalitesinin korunmasında en önemli faktörlerdir.